12 Mart 2012 Pazartesi

Dün Meydana gelen bir olayda... Bir Radyo Oyunu eleştirisi


                                                                                                        
 2009 ŞUBAT


14 Şubatta saat 20.00’de kimilerimiz yolda, otomobilinin ya da cep telefonun radyo alıcısından, kimilerimizse evlerinde radyolarından ya da bilgisayarından, kişisel bir sanatsal deneyim yaşadı. Birileri yaşıyorlar, anlatıyorlardı. Bir şeyler oluyor ve biz olup bitene sadece kulaklarınızla şahit oluyorduk. Dinlediğiniz müzik değildi. Haber ya da bir DJ’in geyiği değildi. Dinlediğimiz bir radyo oyunuydu.
TRT radyolarında yetmiş yıldan beri kesintiye uğramadan radyo oyunları üretiliyor, yayınlanıyor. Ama geçtiğimiz günlerde gerçekten de bir olay gerçekleşti… 14 Şubat cumartesi saat 20.00’de NTV radyoda bir radyo oyunu yayınlandı:  ‘Dün Meydana gelen bir olayda...’ DOT özel bir tiyatro olarak bir radyo oyunu prodüksiyonu gerçekleştirdi. Sırada başka özel ve amatör tiyatrolar da olduğunu duyuyoruz… Bu gerçekten de geç ama sevindirici bir gelişme.
İngiliz oyun yazarı Mark Ravenhill’in 16 kısa oyun bir radyo oyunu ve bir son oyundan oluşan epik oyununu sekiz aylık bir proje olarak DOT sahneliyor. Fakat sözünü ettiğimiz eser radyodan yayınlandığı için ayrı ve bağımsız bir sanat eseri olarak değerlendirilebilecek radyo oyunu ‘Dün Meydana gelen bir olayda...’
Özlem Karadağ’ın Türkçeye çevirdiği oyunu Murat Daltaban yönetmiş. Oyunu Saniye Tekinbaş kaydetmiş, Ufuk Tangel de montajlamış.  Cemil Büyükdöğerli, Öykü Başar, Murat Daltaban, Mürüvvet Kurt, İbrahim Selim, Pınar Töre, Mine Tugay ve Mert Öner de oyuncular.
Aslında bu radyo oyunu 2007 Edinburg festivalinde diğer 16 oyunla birlikte sergilendikten sonra 2008 Avrupa Kültür başkenti Liverpool’da bir halk mahkemesi salonunda dinleyicilerle birlikte Özgür Düşünce Festivali etkinliği olarak yeniden canlandırılmış, performansın ses kaydı da BBC Radyo 3’te yayınlanmış.
‘Dün Meydana gelen bir olayda...’ adlı radyo oyunu, kastın tanıtıldığı klasik bir radyo oyunu anonsuyla başlıyor. Ardından bunun bir “demokratik multimedya yayını” olduğu açıklanıyor. Başlangıçta biraz yapıntı denebilecek rabarbalar ve uyumsuz oyunculuk tonları aksiyonun geçtiği uzamı zihnimizde canlandırmamıza engel olsa da zamanla dinlediğimizin, radyo ve internet üzerinden yayınlanan bir toplantı olduğu anlaşılıyor. Toplantının amacı, bu kriz döneminde terörü toplumdan söküp atmak… Güvenlik kameralarının kaydettiği ve dün yaşanan korkunç olaya geliyor sıra… Salondakiler ekrandan bu vahşi saldırıyı izliyorlar. Dileyenlerin internet üzerinden bu vahşi saldırı görüntülerini izleyip seslerini dinleyebilecekleri duyuruluyor.
Birbirini seven normal bir çift alışveriş merkezine gitmişler ve adam hiç tanımadığı bir başka adamın vahşice saldırısına uğramış. Salondakilere ve dinleyicilere bu vahşi saldırı hakkındaki görüşleri soruluyor. Oyun bu noktada radyo oyununun en büyük teknik zenginliği olan zaman ve mekân bağımsızlığının ustaca kullanıldığı bir aksiyon kazanıyor. Mağdurun durumunu öğrenmek için telefonla hastaneye bağlanılıyor. Telefonla bağlantı yöntemi, bütün zamanların en önemli radyo oyunlarından Orson Welles’in Dünyalar Savaşı’nı anımsatıyor. Şu Marslıların dünyayı işgal etmeleri hikâyesini… 1938 yapımı bu büyük oyunun telefon bağlantılarıyla dinamik bir sessel aksiyon yaratmaktaki başarısının 2009 yapımı bu oyundan çok daha ileride olması da düşündürücü.
Bu demokratik multimedya ortamında saldırgana ne ceza verilmesi gerektiği halka ve dinleyicilere soruluyor. ‘Kötülüğün yüzüne ne yapardınız?’ Halkın yanıtıysa açık; ‘Öldürürdüm…’ Herkes saldırganın öldürülmesi gerektiği konusunda hemfikirdir. Ancak toplum demokratiktir ve adalet diye bir kavram vardır. Bu nedenle bir tanık gerekmektedir. Fakat ortada tanık yoktur. Tanık olduğu halde ortaya çıkmayanın suçu saldırganınkinden daha da büyüktür. Bu arada meclis, tanık olup da ortaya çıkmayanlara damgalama cezası verilmesine karar verir. Sonunda ortaya bir tanık çıkar; Sarı Kravatlı Adam… Peki, bu damgalama işlemini kim yapacaktır? Bir gönüllü bulunamaz. Meclis damgalamanın insani bir biçimde yapılmasına karar verir. Damgalanmadan önce şunları söyler tanık;
‘Ben çürük yumurtayım. Lütfen beni aşağılayın. Benden nefret edin. Ben siz geri kalanlardan ayırt edileceğim.’ Kızgın demirle dağlanarak damgalanır tanık. Demokrasi yerine gelmiştir ve artık bütün normal insanlar normal evlerine dönüp birer fincan normal kahve içebilirler. Oyun şu soruyla biter; ‘ Sen suçlu musun? Suçluları tanıyor musun?’
Çok yönlü multimedya yayıncılık ortamında şükürler olsun bunu bilmek çok kolaydır…
Shopping and Fucking’ in yazarı Ravenhill’in radyo oyunu metninin değeri olduğu tartışılmaz. Zaten Ravenhill’in yazarlığı ve “in yer face” oyunları ile ilgili çok sayıda yazı son yıllarda ülkemizde yayınlanır oldu. Bizim bu yazıda konumuz olan ‘Dün Meydana gelen bir olayda...’ adlı DOT yapımı radyo oyununun en önemli yanı günümüzde dünya radyo oyun yazarlığının, neleri nasıl tartıştığını, yaşamla nasıl bir ilişkisinin olduğunu görmemize yardımcı olması. Radyo oyunu sesin temel anlatım aracı olarak kullanıldığı bir sanat ve yalnızca metinden ibaret değil. Bu anlamda söz konusu yapımda radyo oyunu tekniği açısından yaratıcı bir rejiden söz etmek pek mümkün değil. Dijital ses kayıt ve montaj teknolojisinin çok yüksek bir seviyeye geldiği günümüzde radyo oyununun dramatik anlatım aygıtları efekt ve müziğin oyunun özüne uygun bir biçimde estetik bir seviyede kullanılması mümkünken bu oyun teknik açıdan günün imkanlarını yakalayamamış görünüyor.
Ancak tam bu noktada hatırlatmakta fayda var. Radyo sanatı stüdyoda değil duyulduğu yerde oluşur. Robert Adrian X, 1998 yılında yayınladığı manifestosunda; “Her dinleyici kendi alanının sesiyle birleşen eserin kendisine özel versiyonunu dinler.”
Bu nedenle radyo oyunu eleştirisi de özneldir. Çünkü deneyim, kolektif olduğu kadar bireyseldir. Yine de ses ve efektin ustalıklı kullanımıyla birçok ayrı dinleyici üzerinde ortalama bir algı ve duyum birliği yaratmak olasıdır.
Reji ve oyunculuktan söz etmek gerekirse asıl olan radyo oyununda mikrofonun sinemada kameranın kullanıldığı denli işlevsel kullanılabilmesidir. Mesafeler ve iç dış aksiyonlar, mikrofon merkezli bir ses tasarımıyla ele alındığında yaratılacak sessel atmosfer, doğrudan dinleyicinin imgeleminde metne uygun bir düş olarak kurulacaktır.
Bir de TRT radyolarının yıllarca kulakları doğru, düzgün, temiz Türkçeye alıştırdığı ve bu kurumda üretilen eserlerde yüksek bir ses oyunculuğu seviyesinin oturmuş olduğu gerçeğini göz önünde tutmak gerek. Hal böyleyken, sahne merkezli düşünen, tasarlanan farklı oyunculuk tekniklerinin bir ses sanatı olan radyo oyununda sahnede olduğu gibi kullanılması bir amatör radyo oyunculuğu duygusu da yaratıyor.
Belki ilk kez yapılmasından kaynaklanan acemiliklerden belki sahne performansına yoğunlaşıp radyo sanatına yeterince yoğunlaşmamaktan kaynaklanan teknik ve estetik aksaklıklar zamanla ve yeni örneklerle düzelecektir. Sonuç olarak bu yapımla ilgili söylenebilecek en önemli şey, bir özel tiyatronun böylesi bir prodüksiyon gerçekleştirmesini ayakta alkışlamak gerekir.

                                                                                                                     Kıvanç NALÇA


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...